Netanyahu’nun Güvenlik Aklı, Türkiye’nin Jeopolitik Ağırlığı

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Mehmet Emir Aksoy

İsrail siyasetini bugün Benjamin Netanyahu üzerinden okumak, aslında bir kişiyi değil, bir devletin askerî hafızasını analiz etmektir. Netanyahu’nun siyasal reflekslerini şekillendiren şey kişisel tercihleri değil, İsrail’in kuruluşundan beri süren güvenlik doktrinidir. Bu doktrinin hafızasında 1976 Entebbe Operasyonu özel bir yere sahiptir. Netanyahu’nun kardeşi Yonatan Netanyahu’nun operasyon komutanı olarak hayatını kaybetmesi, yalnızca bir aile hikâyesi değil, İsrail’in güvenlik zihniyetinin “çekirdek kodu”dur. Bugün Netanyahu’nun hiçbir baskıdan etkilenmeden sert kararlar almasının arkasında tam olarak bu miras vardır: mesafe tanımayan, tereddüt etmeyen ve tehdit karşısında geri adım atmayan bir devlet aklı.

İsrail liderlerinin geçmişine bakıldığında bu tablo daha da belirginleşir. Palmach’tan Haganah’a, Golani’den Sayeret Matkal’a kadar hemen her başbakan, sert güvenlik birimlerinden süzülerek siyasete girdi. Bu nedenle İsrail’de siyaset, toplumsal talep yönetimi değil; tehditlerin yönetimidir. Dışarıdan “paranoyak” görünen güvenlik refleksi, içeride tarihsel bir zorunluluktur. Gazze operasyonlarında yüzbinlerce kişi sokakta protesto ederken bile hükümetin güvenlik doktrininden sapmaması, tam olarak bu zihniyetin sonucudur. İsrail devleti toplumdan değil, tehdit algısından beslenir.

Bu askerî kodu Ortadoğu’da gerçekten okuyabilen çok az ülke vardır. Fakat bu ülkeler içinde bir tanesi her zaman ayrışır: Türkiye. Ankara, İsrail’in güvenlik genetiğini duygusal tepkilerle değil, devlet aklıyla okuyan tek bölgesel aktördür. Ben-Gurion’dan Golda Meir’e, Rabin’den Netanyahu’ya kadar İsrail liderliğinin altyapısındaki askerî refleksleri anlayabilen ve buna göre pozisyon alan tek ülke Türkiye oldu. Bölgenin geri kalanı İsrail’i sloganlarla tartışırken Ankara, uzun vadeli güç mimarisini gözeten stratejik bir zihinle hareket etti.

Bu tabloya önümüzdeki dönemde yeniden bir dış aktör girecek: Donald Trump. Trump’ın uluslararası sahneye dönüş ihtimali, İsrail–Türkiye hattında yeni bir mimari oluşturabilir. Çünkü Trump tarzı siyaset, sahada kapasite üreten aktörlere dayanır. Washington’un Ortadoğu denkleminde dayanabileceği iki gerçek oyuncu vardır: İsrail ve Türkiye. Biri sert gücü, diğeri bölgesel dengeyi temsil eder. ABD, İran dosyası, enerji hatları, Çin rekabeti ve Rusya faktörünü yönetmek için bu iki ülkeyi aynı hatta konumlandırmak isteyecektir. Bu nedenle Trump sonrası dönemde Türkiye–İsrail yakınlaşmasını zorlayan en güçlü dış etki, büyük olasılıkla Washington olacaktır.

Bugün Netanyahu’nun politikalarını anlamak yalnızca bir lideri anlamak değildir; İsrail devlet aklının askerî kodlarını çözmek demektir. Bu kodları okumadan Ortadoğu’nun hiçbir dinamiği gerçekçi biçimde analiz edilemez. Aynı şekilde Türkiye’nin bölgedeki rolünü anlamak da duygusal reflekslerle değil, tarihsel hafızası ve stratejik aklıyla değerlendirilmelidir. Ortadoğu’da kısa vadeli hamleleri gören çoktur, fakat uzun oyunu okuyan azdır. O az sayıdaki istisnanın adı hâlâ Türkiye’dir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir